Kategori arşivi: Uncategorized

BEYAZ PİRAMİTLER (ÇİN PİRAMİTLERİ)

Çin’de saklanan Türk piramitleri aslında kurganlardır. Kurgan, korunan yer anlamına gelmekte olup mezar yapıtlarıdır.

Çin Halk Cumhuriyeti bu kurganların araştırılmasını yasaklamıştır. Bu kurganlar Türklere ait olup beyaz piramit adını taşıyan kurgan Mısır’daki tüm piramitlerden daha yüksektir. Bugün Çin hakimiyetindeki Doğu Türkistan sınırları içerisinde yer alan, Xi’an şehrine 100 km uzaklıkta, Qin Ling Shan dağların etrafında irili ufaklı 100 adet höyükle beraber, 300 metre yüksekliğinde Beyaz Piramit olarak da adlandırılan bir höyük bulunmaktadır.

Piramitlerin batı toplumunun ilgisine mazhar olması iki aşamada gerçekleşmiştir.İlk hikâyeler “Büyük Beyaz Piramit” hakkındadır. ABD Hava kuvvetleri pilotu James Gaussman’ın İkinci Dünya Savaşı sırasında Hindistan’dan Çin’e olan uçuşu sırasında beyaz bir piramit gördüğüne dair hikâyeler vardır, ancak bu hikâyeyi doğrulayacak kaynak yoktur. Bugün artık Gaussman hikâyesinin aslında binbaşı Maurice Sheahan’a , Trans World Havayollarının uzak doğu yöneticisi, ait olduğu düşünülmektedir. 28 Mart, 1947 tarihli The New York Times gazetesinde piramidi gördüğünü açıklamıştır. Sheahan’ın bahsettiği piramit daha sonra The New York Sunday News’ın 30 Mart, 1947 sayısında fotoğrafıyla görünür. Bu fotograf’ın daha sonra James Gaussman tarafından çekildiği söylenmiştir. Chris Maier’in çabaları sayesinde daha sonra bu fotoğraftaki piramidin aslında İmparator Wu of Han’ın anıtmezarı olduğuna dair iddialar ortaya atılmıştır.

Aksine iddialara karşın bu piramitlerin varlığı batılı bilim insanları tarafından 1947den önce de biliniyordu. New York Times haberinden kısa bir süre sonra, Science News Letter (artık Science News) şu kısa yazıyı basmıştır. “…Bölgede bulunan piramitler çamur ve topraktan yapılmıştır ve Mısır piramitlerinden çok höyüklere benzerler ve bölge henüz çok keşfedilmemiştir. Bölgede bulunan Amerikalı Bilim insanları 300 metrelik yüksekliği ile ilgili söylentilerin, ki bu mısır piramitlerinin iki katı bir yüksekliktir, abartı olabileceğini zira Çin höyüklerinin görece alçak inşa edildiğini söylemektedirler. Sözü edilen alan, Şian’ın 64 km güney batısı, önemli bir arkeolojik alandır ancak çok az piramit araştırılabilmiştir. Victor Segalen Çin’i 1913te ziyaret etmiş ve İlk imparatorun Mezarı (ve bölgedeki diğer höyükler) hakkında Mission Archeologique en Chine (1914): L’art funeraire a l’epoque des Han.da bahsetmiştir.

Bölgedeki piramitler turistik bir yer değildir ve Çin Halk Cumhuriyeti tarafından üzerleri toprakla örtülüp ağaçlandırmaya başlanmıştır. Bölgeye giriş yasaktır.

Türk araştırmacı-yazar Oktan Keleş piramitleri ziyaret ettiğinde Türk tarihinin baştan sona değişebileceğine değinmiştir. Yaşlı bir Çinli rehber ile piramitlere giren Keleş piramitlerin içinde Türklere ait sembol, heykel ve tabletler olduğunu da belirtir. Piramitin içinde 2 metreye yakın bir mumya, üzerinde kurt başları ve Ayyıldız sembolleri bulunmaktadır. İçerde 3 metre yüksekliğinde Oğuz Kağan’ın temsili sureti bulunmaktadır.

TÜRK KELİMESİNİN KÖKENİ VE ETİMOLOJİSİ

Türk  Milleti’nin  tarihi  neredeyse insanlık tarihi kadar eskidir. Türkler binlerce yıldan beri tarih sahnesinde yer almaktadırlar. Bu durum, bilim adamlarının dikkatini çekmiş ve onları Türk kelimesinin kökenini araştırmaya yöneltmiştir. Türk adının kaynağını bulmak amacıyla yapılan araştırmaların sonuçlarına dayanarak çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Kimi uzmanlara göre, Türk adına ilk defa  MÖ 14. yüzyılda “Tik”  veya “Tikler” şeklinde rastlanılmıştır. Bazı uzmanlar ise bu adın MÖ 14. yy.‘dan önce de var olduğu görüşünü benimsemişlerdir. Türklerin  binlerce  senelik geçmişi göz önünde bulundurularak, Türk adının nereden geldiğine ilişkin birçok iddia ortaya atılmıştır.

Türklerin eski dönemlerine ilişkin bilgilerin kökeni çoğunlukla Çin tarihine dayanmaktadır. Çinli tarihçiler MÖ 2000-1000 yılları arasında ilk Türk hükümdarlarından bahsetmektedirler. Bununla birlikte, eski Çin kaynaklarındaki Türk hükümdarlarının ve devletlerinin adları Çince yazılıdır. Bunların Türkçe karşılıkları tam anlamıyla bilinmemektedir. Profesör Erol Güngör‘ün deyişiyle, “Bizim atalarımız o çağda “Türk” adıyla anılmıyordu. *Türk* kelimesi bugün bir milletin adıdır ama atalarımız o zaman henüz bir millet halinde değildi. Boy ve aşiretler halinde yaşıyorlardı ve her aşiretin ayrı bir adı vardı.“

Türk adının tarih sahnesine çıkışı MS 6. yüzyılda kurulan Göktürk  milleti ile olmuştur. Orhun kitabelerinde yer alan “Türk” adı daha çok “Türük” şeklinde gösterilmiştir. Yani, Türk kelimesini ilk defa resmi olarak kullanan siyasi teşekkül Gök-Türk İmparatorluğu olmuştur. Göktürklerin ilk dönemlerinde Türk sözü bir devlet adı olarak kullanılmışken, daha sonra Türk Milleti’ni ifade etmek için kullanılmaya başlanmıştır.

Çin İmparatoru MS 585 yılında, Gök-Türk Kağanı İşbara‘ya gönderdiği mektupta “Büyük Türk Kağanı” diye hitap etmiştir. İşbara Kağan’ın Çin İmparatoru’na cevabi mesajında da “Türk Milleti’nin Tanrı tarafından kuruluşundan bu yana 50 yıl geçti” ifadesine yer verilmiştir. Bunlar Türk adını resmileştiren olaylar olarak tarihe geçmiştir.

Göktürk yazıtlarında Türk sözü daha çok “Türk Budun” şeklinde geçmektedir. Türk Budun, Türk Milleti anlamındadır. Dolayısıyla Türk adı bu dönemlerde bir topluluğun veya kavmin isminden ziyade siyasi bir mensubiyeti belirleyen bir kelime olarak görülmektedir. Yani Türk soyuna mensup olan bütün boyları ve toplulukları ifade etmek üzere milli bir isim haline gelmiştir.

Türk kelimesinin anlamı üzerinde de çeşitli görüşler vardır. Bunlardan bazıları şu şekildedir:

Çin kaynaklarında “Tu-küe (Türk)” miğfer olarak yorumlanmakta; İslam kaynaklarında ses benzeşmesine dayanarak terk edilmiş, olgunluk çağı şeklinde değerlendirilmektedir.

Vambery’nin 19. yüzyılda yazdığı eserlerinde belirttiğine göre, Türk kelimesi “türemek“ten gelmektedir. Ziya Gökalp bunu “TÜRELİ” yani kanun ve nizam sahibi olarak açıklamıştır. Ünlü Alman Türkolog Albert von Le Coq, Türk deyişinin “güç-kuvvet” anlamı taşıdığını ileri sürmüştür. Bu iddia Kök-Türk kitabelerinin çözücüsü olan V. Thomsen tarafından kabul edilmiş, aynı iddia G. Nemeth’in tetkikleri ile de ispat edilmiştir. Bu konudaki diğer çalışmalara göre, Türk kelimesi, “Altaylı (Ceyhun ötesi Turanlı)” kavimlerini tanımlamak üzere 420’li yıllardaki bir Pers metninde görülmektedir. Yine 515’de, “Türk-Hun” ( Kudretli Hun ) tabirinin de geçtiği bilinmektedir.

İran kaynaklarında Türk kelimesinin “güzel insan” karşılığında kullanıldığı belirtilmektedir.
Türk” sözcüğünün etimolojisi, yani kökeni ve özgün anlamı, açık değildir. 10. yüzyıla ait Uygurca metinlerde Türk, “güç, kuvvet” (türklüg = “güçlü, kuvvetli”) anlamında kullanılmıştır. Ancak Göktürk Kağanlığının çözülmesinden iki küsur yüzyıl sonrasına ait olan bu kullanımın, siyasi/tarihi bir referansa sahip olması olasılığı güçlüdür. (Örneğin günümüzde Osmanlı sözcüğü de, Osmanlı tokadı deyimindeki gibi, “eski zaman tarzında, oturaklı, güçlü” anlamında kullanılmaktadır. Ancak bundan, Osmanlı sözcüğünün köken itibariyle “güçlü” vb. anlamına geldiği sonucu çıkmaz.)

Bir başka görüşe göre Türk, tür-ök şeklinde bir bileşik isimdir. Bu görüşü savunanlar ispat olarak Türk sözcüğünün Tatarca’da Türük,  Yakutça’da Türök  biçiminde olduğunu gösterirler. Ök sözcüğünün anlamı muğlak olmakla birlikte, bazı kaynaklarda “evrensel, tanrısal, tanrıya bağlı, tanrı (evren) güvencesinde, evrene dayanan, evrenden gelen, varlık” anlamında yorumlanmıştır.

Ön Türk kültürü ve dili üzerine araştırmalar yapan Kazım Mirşan ve Haluk Tarcan ise bu görüşe daha uygun olan bir köken açıklaması sunarlar; tanrısal tür, göksel cins, rabbani cins, tanrılı tür.

Bu durumda *tür-ök sözcüğünün bir yorumla “evrene/tanrıya ait insan topluluğu (türü)” anlamına geldiği ileri sürülebilir.
Türk sözcüğüne ilişkin diğer yaygın hipotez, Orta Asya Türkçesinde  “kök, soy, asl, ırk” anlamına gelen tür sözcüğüyle ilişkili olduğudur. Bu durumda belki “bir kökten çıkmak, bitmek, türemek” anlamında bir *tü- fiil kökü varsayılabilir. Buna göre tüp (kök), tüğ (bir kökten çıkan şey, kıl, tüy), tür (kök, asl, ırk) ve belki tükemek (tamamen bitmek) aynı kökün türevleri olmalıdır. Tür-(ü)k ise muhtemelen “belli bir soydan gelen” ya da “ortak bir atadan türeyen” anlamına gelmektedir.

Türk kelimesi, gerek İslâm, gerek İran ve gerekse Tevrat’ta geçmektedir. Tevrat’ta Türkler’in Hz. Nuh’un oğlu Yafes’in soyundan geldiği kabul edilir.
Konuyu özetlersek Türk adı bilinen tarihimiz içinde değişik zamanlarda bazen siyasî bir devlet adı, bazen de etnik bir millet adı olarak kullanılmıştır.

Türk sözünü Türk Devleti’nin resmî adı olarak ilk kullanan Göktürk İmparatorluğu olmuştur. Göktürklerin ilk dönemlerinde Türk sözü bir devlet adı olarak kullanılmışken, sonradan Türk milletini ifade için kullanılmaya başlanmıştır. Kelime, Göktürk kitabelerindeki “Türk Budun” yani “Türk Milleti” söyleyişi ile, Türk soyuna mensup olan bütün boylan ve topluluklarını ifade etmek üzere milli bir isim haline gelmiştir.

Türk adı önceleri,”Törük”  şeklinde söylenirken, zamanla”Türük” ve sonuçta da “Türk” şeklini almıştır. Özellikle Uygurlar çağından kalma belgeler, kelimenin “güç, kudret” anlamına geldiğini göstermektedir.

Türk adı, Çin’de (557-579), Bizans’ta (582), Arap (600’e doğru), Rus, Hint, Fars ve Avrupa kaynaklarında çeşitli şekillerde zaman zaman dile getirilmiştir. İlk olarak “Turkhia” şeklinde Bizans kaynaklarında gördüğümüz “Türkiye” sözü de coğrafî bir isim olarak, değişik yüzyıllarda Türk milletinin yaşadığı coğrafyayı ifade için kullanılmıştır.

Türkiye sözü VI. yüzyılda Orta Asya için, IX. X. yüzyılda Volga’dan Orta Avrupa’ya kadar olan saha için, XIII. yüzyılda “Türk Kölemen (Memlûk) Devleti” zamanında Mısır ve Suriye için kullanılmıştır. Anadolu ise XII. yüzyıldan itibaren “Türkiye” olarak isimlendirilmiştir.

Türk sözcüğünün anlamı; “Güçlü, kuvvetli, miğfer, türemiş, şekil kazanmış” demektir. Türk Dil Kurumu’nun hazırladığı Türkçe Sözlük ‘te, Türk; Asya ve Doğu Avrupa’da yaşayan, Türkçe’nin çeşitli lehçelerini konuşan soy ve bu soydan gelen kimse diye belirtilmektedir. Söz konusu bu kimselerden oluşan topluluklara “Türkler” denir. Türkler; Türkçe ve bu dilin lehçelerini konuşurlar. Türk kelimesinin geçtigi ilk devlet, Göktürk (Kök-Türk) imparatorluğudur. Orhun Kitabelerinde Türk kelimesi, bazen Türk, bazen de Türük olarak yazilmiştir.

         11. yüzyılda Kaşgarlı Mahmud, “Türk adının Türkler’e Tanrı tarafından verildiğini” belirtmiş; *gençlik, kuvvet, kudret ve olgunluk çağı* demek olduğunu bir kez daha vurgulamıştır.

Türk kelimesinin “güçlü-kuvvetli” anlamına geldiği, bugün neredeyse bütün tarihçiler tarafından kabul görmüştür.

Türkiye Cumhuriyeti kurucularının devlete “Türk” adını vermelerinde bir incelik vardır. Eğer Atatürk ve arkadaşları “Oğuz Cumhuriyeti” gibi bir ismi seçmiş olsalardı, Anadolu’daki başka etnik grupları tanımayan ırkçı bir devlet kurmuş olurlardı. Ancak devletin yeniden kurucuları “Türk” adını seçmekle Yörük (Oğuz), Yahudi, Rum, Süryani, Ermeni, Laz, Çerkez, Kürt, Boşnak, v.b. bütün etnik grupları kapsayan bir yurttaşlık kavramını kullanmış oldular.

Türkiye Cumhuriyeti de dil, din, ırk, ve etnik kökeni ne olursa olsun herkes aynı hukuk düzenine bağlı olduğu için, “Türk” sözcüğü eşitliği ve yurttaşlığı ifade eden bir kavram olmaktadır.

“Türk” adı çağdaş uygarlık düzeyini aşmayı amaçlamış ve eşit yurttaşlık haklarına dayalı bir toplumun milli niteliğini en özlü bir biçimde açıklamaktadır.